18 Mayıs 2015 Pazartesi

Ben burayı kullanmayı bilmiyorum ama ben aslına bakarsanız birçok şeyi bilmiyorum mesela sfenopalatin ganglionöralji mekanizmasının nasıl işlediğini, hipokampusumuzun nasıl hafızamızı depoladığını, 12 Nisan 1961de Yuri Gagarin'i uzaya taşıyan Vostok 1'in iniş motorlarının nasıl ateşlendiğini de bilmiyorum tüm bu bilinmezlikler arasında bir bilinmez daha yük olmuyor benim için.

BİRÇOK KERE YAŞAMADIM BİRKAÇ KERE DE ÖLMEDİM

Bugün mutsuz insanlar olması nedeniyle en metanetli ifademi takınarak ilerlediğim hastane koridorlarında araladığım kapının ardını şen kahkahalarla çınlattım ve dönüşte yoğun bakım servisiyle morg arasındaki mesafenin azlığına kısa bir süre gözüm takıldıktan sonra prostattan muzdarip bir yaşlıya cross attım, bir an önce hastane atmosferinden ayrılmak için adımlarım arasındaki mesafeyi morgla-yoğun bakım arasındaki mesafeden daha uzun kılmaya çalışıyordum, zihnimin bana oynadığı bu küçük oyununu bozmadım adeta koltuk tepesinde gezmesinde bir beis görmediğim misafir çocuğuna annem yokken ilişmediğim gibi çizgilere basmama obsesyonu adı altında ölümden kaçışını büyük bir olgunlukla izledim.

Yerleşkede yayalara öncelik olduğuna dair tabelaya geldiğim zaman zihnim ölüm düşüncesinin müphemiyetinin verdiği tedirginlikten sıyrılıp hayata sıkı sıkı tutunan bir soru yöneltti: DOLMUŞ MU? OTOBÜS MÜ? ona seçenekler buysa tekila ve tuz rica edeceğim dedim, güldü, nasılda hayata geri döndü değil mi, gülüyor falan bu zihin gerçekten ilginç biri. Ve sonunda eldeki verileri değerlendirdiğinde dolmuşa daha yakın mesafeden binmem ve eve daha kısa sürede varmam nedeniyle dolmuşu avantajlı bir seçenek olarak onayladı ve hasta ziyareti dönüşü ekstra temkinli olması nedeniyle üst geçiti tercih etti.

Zihin kadar ilginç olan başka bir şey varsa o da bilinmeyen dolmuşların tabelasını okumak, karapürçeke giden dolmuş var mesela ''Lan karapürçek sakaryanın ilçesi değil mi burdan nasıl dolmuş kalkıyor?'' diye düşündürüyor insanı, sonra seyranbağları var hiç görmedim ama birisi ''Ya şu gimatın orası'' diyecek ve ben ''Aaa oraya mı seyranbağları diyorlarmış'' diye lokasyonunu zihnimde oturtacağım gibi bir his var. Sonunda şose geldi bilmediğim bir yerden dolmuşa bindiğim için önce kapının kulbuna asılarak ''Şose değil mi?'' diye şoföre onaylattım, oturacak yer var-az hırıltı yapan servis tipi dolmuş değmeyin keyfime derken biraz sonra sefer saatleri nedeniyle kavgaya tutuşacak olan iki dolmuşçunun arasında kalacağımı bilmiyordum ve ben tam yerime oturmuşken bir anda homofobik/mizojinist eril söylemin hüküm sürdüğü bir kavga peyda oldu. --Bu küfürleri buraya yazarak bu güzide 2 kişilik çekirdek kadro -ki biri benim- tarafından okunacak yazımı kirletecek değilim. -- Kavgaya ''LÜTFEN ERİL SÖYLEMİNİZLE KADINLARI METALAŞTIRMAYI BIRAKIN VE MUHABBETİNİZİ SİKTİRMEYİN'' şeklinde müdahil olmak istedim, ''bakın ingilizcede tamamen cinsiyetten bağımsız bir 'fuck' varken bizde eril kimlikle özdeşleşen bir 'sikmek' fiili var ve bu fiil patriyarşinin tahakkümüne kalacak değil'' diye de devamında açıklama yapmayı düşündüm fakat olaylar o kadar hızlı gelişti ki bizim minibüsçü çoktan fiziksel saldırıya uğramış ve sefer saati konusundaki ihlalin kendisinden kaynaklandığını kabullenmiş bir şekilde aracı durdurmuştu.

Dikiz aynasından suratına baktım, pencere tarafındaki yanağı kızarmış ve iz çıkmıştı, kendi kendine ''Ben osmangaziyim la sana ne zararım var'' diye söylenmeyi ise elden bırakmıyordu, bir tokatta ben atmamak için kendimi zor tuttum, ''Şose demedin mi aq çocuğu ne osmangazisi, osmangazi eskişehirde üniversite oraya da mı sefer koydunuz.'' diye pencere tarafının tam tersindeki yanağını ufak ufak tokatlayacaktım, ama neyseki öfke kontrolümü sağlayabildim ve bella and sebastian- get me away from here I'm dying açarak zihnimi ortamdan uzaklaştırıp belediye parkında salıncakta salladım.

Beni özgür bırakmak için bir şarkı çal diyor şarkıda
Ölümden adımlarımın mesafesini arttırarak kaçabiliyorum ama yaşama adımlarımın mesafesini kısaltarak ulaşamıyorum.

Bazı eski hikayeleri canlandıracağım, bana benzeyen bir çocukla ilgili diyor şarkıda
Adımlarımı ne kısa ne uzun tutuyorum ama ölümle yaşama eşit uzaklıkta olamıyorum

Kuşkusuz seni öldürebilirdim ama seni bu kelimelerle ağlatmayı tercih ettim diyor şarkıda.
Kuşkusuz beni öldürebilirdiniz ama beni adım hesabıyla hayatta kalabileceğime inandırıp sonrasında hayatımın her kademesinde büyük bir yabancılaşmayla başbaşa bırakmayı tercih ettiniz.

Sonlarda hep ağlardım ben diyor şarkıda
Osmangazi olduğu için zararı olmayan dayı usul usul ağlıyor ben de adımlarımı ayarlayamıyorum ve sonunda ağlayarak koşmaya başlıyorum bir de bu yöntemi deneyeceğim belki bu yöntemle birçok kere yaşarım ve sadece bir kez ölürüm.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder