24 Haziran 2015 Çarşamba

Lisan-ı Osmanî'nin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülâhazatı Şamildir

Öğrenci kartıma bir gidiş bir geliş yolunu karşılaması için 3 lira yükletiyorum, ego cepte uygulamasından ulus güzergahı izlemeyen otobüsün saatini bekliyorum, sadece sokağa çıkarken yanıma aldığım kulakiçi kulaklığıyla müzik dinliyorum, otobüste pencere kenarının boş olmasının sevincini yaşıyorum ve ankaraya tam kapı kapanmak üzereyken binip hayatı bir alanda da olsa ıskalamayışımın huzuruyla ilerliyorum.

Bu sirkülasyona tekrar girmeme aşağı yukarı 27 gün 23 saat 24 dakika var.
Aştide memleketlerinden gelen bakliyat, süt ve süt ürünleri, kurutmalık vb. dolu çuvalların üzerinde oturan çocukların yanında dikiliyorum, memleketimden gelecek basma tulumdan yapacağım bir minderin vereceği rahatlığı arıyorum. Bozkırın ortasında kütüğümün kayıtlı olduğu yeri en son göbek bağım kesilirken görmüş bir gurbetçiyim, bir basma tulum rahatlığının vereceği aidiyeti arıyorum, ait olamıyorum.

Son basma tulum peynir dolu çuval da yarım kollu gömleğinin cebinde tekel2001 taşıyan iç anadolu insanının sırtına yükleniyor, peronda sadece ben ve herhangi bir şey satmayıp sevdiğime bağışlanmam konusunda temennilerini iletmesi karşısında ''SAĞOL ABLA ALMIYIM'' karşılığı verdiğim dilenci kalıyoruz, sonra o da gidiyor.

Aştinin aşırı kıvrımlı yollarında dolaşıp ufuktaki dolmuşlara ulaşmaya çalışıyorum, her kıvrım serebral korteksimdeki bir kıvrımı yitirmeme sebebiyet veriyor. Dönüp dönüp aynı yere çıkıyor ve sürekli antepe ya da tokata gitmem için birileri tarafından manipüle ediliyorum, sonunda konya yoluna çıkıyor ve herhangi bir dolmuşu durdurup keçiörene nasıl ulaşacağıma dair bilgi almaya çalışıyorum, dolmuşçu babacan bi tavırla ''KARŞIDAN BİNECEN GEL BIRAKAYIM'' diyor, teşekkür ediyorum karşılık vermiyor, iki-üç kere daha teşekkür ediyorum yine cevap vermiyor. Belli ki teşekkür semantik hafızasında yer eden bir sentaks değil, gülümseyerek eşikteki beşiktekine küfür etmem onun dünyasında teşekküre tekabül edecek, levyeyle eşikteki beşiktekine küfredersem de onu düelloya davet ettiğim anlamına gelecek, ''burdan in aşağı çıkarsın'' diyor,gülümsüyorum ''eşikteki beşiktekini sikiyim'' diyorum, hoşuna gidiyor.

Kırmızı tabelalı taurus, beyaz  tabelalı taurus, sarı tabelalı taurus, kavuniçi tabelalı taurus, magenta tabelalı taurus, klein mavisi tabelalı taurus.. TAURUS! - taurus neresi allaşkına sovyetler dağıldı dağılalı baltık tarafları sadece eurovisionda varlığından haberdar olduğumuz ve kendi arasında 12 puan döndürüp duran ülke doldu, onlardan biri mi??-

Bir türlü keçiören gelmiyor, eski alışıldık habitatıma dönmeme dolmuş sefer sayılarının azlığı engel oluyor, aşırı gürültülü aşti yolunda zihnimi çarpık kentleşmeden ve gürültü kirliliğinden uzak tutmam assosta berrak sularda düz taş arayıp sektirmem gerekiyor, bunun için bir parça simiti eveleyip geveleyen 5-6 güvercini izliyorum, tıpkı patlamış mısır yerken ablamla yarıştığım gibi bir parça simit için birbirleriyle yarışıyorlar, boyunları hızlı hızlı ileri geri geliyor yeşilden mora renklere bürünüyor ve o an, çarpık kentleşme ve gürültü kirliliğinin temel kaynağı hafif ticari araç kuşların arasına dalıyor, simite hamle yapan kuş son bir çalımla kurtulmaya çalışırken arabanın tekerinin altında kalıyor, HAYIR! diye bağırıyorum, çevreme bakıyorum, en azından gözleriyle hayır diye bağıran biri arıyorum sadece ufukta taurus dışında bir dolmuş gelmesini bekleyen gözlerle karşılaşıyorum, güvercinin yeşilden mora renklere bürünen narin boynu son kez doğruluyor ve bir parça simitin üzerine düşüyor.

Bir güvercin en ölmemesi gereken şekilde araba çarparak ölüyor, en olmaması gereken ölümlerin bile insanların üzerindeki tesirsizliğini görüyorum. Kendi boynuma dokunuyorum, yeşilden mora dönüyor, üzerimden birkaç hafif ticari araç ve taurus dolmuşu daha geçiyor yeşilden ve mordan geriye asfalt grisi kalıyor, tüylerim uçuşuyor otobüs bekleyenlerin ayaklarına dolanıyor, görmüyorlar ayaklarını silkiyor devam ediyorlar, hatırlasınlar beni istiyorum bu sefer bavullarına hamle yapıyorum, orda da tutmuyorlar beni silkeliyiveriyorlar, oysaki istediğim sadece bir parça simitti daha fazlası değil, şimdi bir belediye görevlisinin tazyikli su tuttuğu cesetim asfalttan zorla ayrılıyor çöp öğütücünün dişleri arasında bir kere daha parçalanıyor, yeşil ve morluk önce kan kırmızısı, sonra asfalt grisi oluyor, gökyüzünün maviliklerini arıyorum çöp arabasının karanlığına kalıyorum. Sevda çölünde mecnun olmayanlar leylayı çağırıyor, çöl buna çok alınıyor, kuş ölüyor kimse uçuşunu hatırlamıyor.

Kuş ölür sen uçuşu hatırla- Füruğ Ferruhzad


Sevda sahrasında mecnun değilsen 
Ne leyla’yı çağır ne çölü incit -Aşık Hüdai