Böyle betimlenince mariana çukuru dibinde yaşayan antik çağlardan kalma dunkleosteidae familyasına üye balığa ait gibi dursa da bu insan suratından başka bir şeyin tasviri değil.
7 milyar surat, 7 milyar ses, 7 milyar bakış, 7 milyar nefesle dolu bir dünyada her köşede antik balıklarla karşılaşmak mümkün, bu balıklar konuşuyor, bu balıkların lafları çok, beriki balık sen diyor yanlışsın, öteki balık geliyor sen yanlışsın ama sana yanlış diyen de yanlış diyor, ötelerden bir başka balık geliyor ufak bir imayı savuruveriyor düşünmeden, amorf kireçlere çarptırıyor düz kaslarını, konuşuyor balık, senin 32 amorf kireçten taşın zangırdırıyor onu dinlerken, suratının en büyük boşluğundaki düz kasın kaskatı kesiliyor, ses çıkarmaya çalışıyorsun karşındaki balık gibi amorf kireçlerde şaklatmak istiyorsun düz kası, çıkan ses başka bir frekansta, başka bir dilde, başka bir kontekste, başka bir gezegenden geliyor sesin ve ortaokul bilgilerin seni yanıltmıyorsa uzayda ses yayılmadığından muhattabına ulaşmadan uzay boşluğunda yitip gidiyor sözcüklerin.
Elon Musk spacex işini halledene kadar uzay boşluğundan iletişmenin yolları kapanıyor sana ve iletişim sonlanınca tüm yüzler birbirine benzemeye başlıyor ve insanın sahip olarak ve her gün maruz kalarak sıradanlaştırdığı suratların dünyasına şaşakalıyorsun. Görmedikçe unutulan ve aynı zamanda görmedikçe her suratta biraz daha karşılığını bulmaya başlayan büyüleyici bir yaratım bu.
Seni unutuyorum ama herkeste de seni görmeye başlıyorum, yüzün aklımdan silindikçe tüm yüzler sen olmaya başlıyor.
Metro kartımı doldurmaya gidiyorum gişede görevli birebir senin amorf kireçten taşlarına sahip, karşıdaki fırına gidiyorum ''sarı gelin eppek'' diyorum, ''dilimler misiniz?'' Parayı uzattığım surat senin gözlerinle bakıyor bana, dönüyorum dilimlenmiş sarı geline, sarı gelin eppek bile senin tenine benziyor sanki, karbonhidrat dolu, kahvaltıda cipsle beslenen bir ten senin tenin. Öğrenci belgesi almaya gidiyorum, bilgisayar odasında aynı anda zeytin, ekmek içi ve domatesi ağzına tıkarak zeytin çekirdeğinin akıbetine dair zerre endişe duymadan hareket eden dayı sana dönüşüyor, dürümle turşuyu sen de suratının en büyük boşluğuna böyle pervasızca tıkar, ayranla kaktırırdın. İrem tuhafiyedeki namaz eteği seçen teyze, gelinim mutfaktaki reyhan, okul girişindeki her sene kimlik yenilendiği için giriş kartımı beğendiremediğim güvenlik, sokak köşesinde çöpü eşeleyen kedi, simit atılan martılar, uefa reklam filmdeki nusret, aleyna tilki... Herkes herkes sana benzemeye başlıyor, deli çıkacak oluyorum, tüm o amorf kireçlerde, düz kaslarda, soluk alık veren, sigara dumanı üfleyen çıkıntılarda, sağa sola dönen iki dev bilyede seni görmeye başlıyorum, aynaya bile bakamıyorum benim suratım değil bu senin suratın, face of another filmi gibi suratlara maske takmak istiyorum, gördüğüm tüm suratları beyaz bandajlarla sarıp sarmalamak istiyorum. Her yabancı bir aynaya dönüşüyor, kendimi görüyorum onlarda ve kendimde seni ve onlarda ben olan seni görmeye başlıyorum.
Son vermek istiyorum bu deliliğe, kapıyorum suratımdaki iki dev bilyeyi, bundan sonra açmamaya karar veriyorum, gözüm kapalı el yordamıyla yaşamaya başlıyorum hayatımı, sarı çizgileri takip ediyorum sokakta, gerçek sen, sende karşılık bulan suratların dezenformasyonundan beni kurtaracak sen gelene kadar açmayı reddediyorum bu iki oyuktaki iki bilyeyi, amorf kireçlerle düz kaslar işlevini yitireli çok oldu zaten bende, bir de bilyelerden olmuşum senin için inan çok değil.
Sarı çizgilerin ortasından bir ağaç var, ilerleyemem daha fazla, beni o ağacın yanında bul, bekliyorum.
“It was perhaps relief and confidence stemming from the opportunity to tempt you into being my accomplice, however indirectly, in the lonely work of producing the mask. For me, whatever you may say, you are the most important "other person." No, I do not mean it in a negative sense. I meant that the one who must first restore the roadway, the one whose name I had to write on the first letter, was first on my list of "others." (Under any circumstances, I simply did not want to lose you. To lose you would be symbolic of losing the world.)”
― The Face of Another
― The Face of Another