O kadar uzun süredir yapmam gereken şeyler var ki bir gün bir kişi ya da bir kurum daha bana sorumluluk yükleyecek ya da herhangi bir işte çalıştıracak diye ödüm kopuyor. Farz-ı misal bir sınav daha uydurulacak ve eğitim hizmetleri gibi ulaşım hizmetleri de sınava tabi olacak ve ben başarısız olup ego seferlerinden saat başı yararlanabileceğim gibime geliyor.
Biri diğerinin tam tersi olmasına rağmen ikisinin de birbirini yanlışlayamayacağı bir sirkülasyon içerisinde ödüm kopa kopa yaşıyorum
Geçenlerde birinin benden su istemesi tedirginliği evremdeyken trt belgeselde hasır sepet yapan bir köylü dayıyı izlemeye koyuldum. Sepetini örmek üzere tabureye oturmasıyla başlıyordu belgesel, o an adeta donakaldım zira dayının o oturuşu izafiyetten tutun gestalt psikolojisine kadar uzanan sırlar barındırıyordu. Hayatın anlamsızlığı ve zamanın sonsuzluğu içerisindeki sonluluğumuz üzerine olan bu oturuşun azameti karşısında kendimi öylesine aciz hissettim ki gözyaşlarımı tutamaz oldum, bu esnada dayı “ Aha bu sapları şu ordan toplayıp gettiriyoz” diyor ve taburesine yerleşmek için götünü kaykıtıyordu.
Neydi peki bu oturuşun sırrı diyorsunuz muhakkak, en iyi halli senaryo yazarlarınız sürpriz sonlu kısa filmler gibi engelsiz yaşam mesajı bekliyorsunuz belki. Ama bu oturuşun sırrı çok daha ötesiydi, bu oturuş sindire sindire atılan yavaş adımlar ve diz bükülmeleriyle harmanlanmıştı ve içerisinde “yetişmeye çalışmak” “acele etmek” gibi mevhumlarının barınamayacağı bir çalıma sahipti, bu oturuşta bir sonraki ego 1 dk 22 sn acelesi yoktu, bu oturuşta finale vize de dahil telaşı yoktu, bu oturuşta ydsden 80 ve üzeri alma şartıyla başvurulabilir dayatması yoktu, bu oturuşta mangoda indirim varmış yarışı hiç ama hiç yoktu. Bu oturuş adeta zamanı kontrol ediyordu ve çok daha ötesinde bu oturuş zamansızlığı yaratıyordu. Biliminsanlarının türlü formüllerle uğraşıp milyarca dolar paralarla higgs bozonlarını çarptıra çarptıra uğraştıkları zamanı denetim altında tutma çabalarını hasır sepet ören son zaman bükücü dayı tek başına trt belgeselde gerçekleştirmişti ve bu tarihi anın şahidi ben ve dayının televizyona çıktım diye haberleyeceği birkaç akrabasıydı. (Bu arada cernde higgs bozonu çarpıştırırken amaçları zaman denetimi mi bilmiyorum ama muhakkak bunla ilgili de deney yapmışlardır diye umuyorum yoksa bilime olan inancımı yitireceğim ve hacamatla problemlerimi çözeceğim)
einsteinin görecelik kuramını alt üst edecek deneyimimin ertesi günü ben de o dayı gibi her şeyi siktir edicem motivasyonuyla güne başlıyorum. Durağa gidiyorum çünkü gitmek zorundayım ama eskisi gibi evden çıkarken ego cepte uygulamasını kontrol etmiyor aheste aheste adımlarımı atıyorum, durakta birkaç köpek var onları seviyorum egolar gelip geçiyor üstelik ulustan geçmeyen otobüs bile geliyor istifimi bozmuyorum, sonra ufukta boş bir dolmuş geliyor, kafamda hemen iki egoyu kaçırdım onlarla gitsem 1.5 saat, dolmuş+metro yapsam 45-50 dakka tutar iyi zararda değilim hesabı yapıyor, hemen dolmuşa yöneliyorum, köpek önümü kesiyor “Yapma!
Dolmuşta öğrenci diyince iki lira alınmış olmasının sevincini kendime ihanet ederek yaşarken bir yandan da birinin hayatta elde edebileceği en büyük lüks hiçbir yere acele etmesini gerektirmeyecek yaşam standartlarına sahip olması ya da tarım kredi kooperatifi genel müdürü olmasıdır diye düşünüyorum ama acelem varmış gibi düşünmüyorum yavaşça düşünüyorum yavaş... yavaş... yavaş... (Pfff iki saniye önce gelsem ankaraya yetişirdim.)
