28 Mayıs 2015 Perşembe

Yazmak istiyorum ama bilgisayar karakterleriyle değil. El yazımı görmek, m'den sonra e geliyorsa ikisini bitişik yazmak, k harfini ortasına ufak bir kurdele kondurmak, puntoyu sabit tutmayı değil duygularımın dozajına göre elimde olmadan arttırıp azaltmak istiyorum.. Eee siktir git yaz o zaman diyebilirsiniz ama yazdıklarım egede hava sahasına giren yunan uçağı gibi aile evinin hava sahası için risk teşkil edebilir, it dalaşına girmek beni yoruyor, hem zaten benim uçağım harita metod defterden koparılmış kağıttan,bu dalaşın kaybedeni her defasında ben oluyorum.

INHERENT VICE VE PEYGAMBER DEVESİ EKSENİNDE KARL POPPER YANLIŞLANABİLİRLİK İLKESİ
Inherent viceın aslında Türkçede tam karşılığı yok, bir maddenin kendi yapısal özelliği nedeniyle gerekli koşullar altında kendini yok edebilecek potansiyele sahip olmasını ifade ediyor. Mesela bir buz yapısal özelliği nedeniyle güneşe koyarsanız erir ama bu her buzun eriyeceği anlamına gelmez, gerekli koşullar altında bir buz kendi kendini yok edebilir anlamına gelir. Her şeyin yapısında bulunan bu bug, türk siyasi tarihinden anoloji kurmak gerekirse ''dönemin koşulları bunu gerektiriyordu'' cümlesiyle de ikame edilebilir. 

Koşullar olgunlaşır, zaman daralır, katsayılar yükselir ve hesap makinesindeki basamak sayısını aşar, sabırlar tükenir, tahammüller azalır, çember daralır, önce ev, sonra oda, sonra bir bakmışsın yataktan başını kaldıramıyorsun ve yavaş yavaş kendi kendini yok ediyorsun, ilk üç gün hastaydın gerçekten, onu gerek mental gerek fiziksel sağlığın destekliyor ama sonrası.. sonrası sadece mental sağlığın tarafından destekleniyor, mental sağlığın molotof atıyor, mental sağlığın taş atıyor, mental sağlığın volta atıyor, mental sağlığın kontrolünden çıkıyor, mental sağlığın davanı kirletiyor, halbuki sen düne kadar insanlara karanfil uzatıyordun, erciyes börekten tepsiyle su böreği taşıyordun, sen bu değildin... Bu senin inherent viceın

Nasıl çıkarsın bu döngüden düşünüyorsun, yatağın ötesindeki dünya o kadar da korkunç değildir diye adım atmak istiyorsun, kafanın içinde derin bir uyuşmayla kalakalıyorsun, kafanın içinde ilkokulda tenefüs zili çalıyor, kafanın içinde mehteran viyana kapılarına dayanıyor, kafanın içinde akp kazlıçeşme mitingi yapıyor, yeniden yatağına dönüyorsun. HASTAYIM DİYORSUN, BAKSANA BOĞAZIM NASIL DA AĞRIYOR.

Halbuki çok şey istemedim hayattan, başından beri insanlara muhtaç olmayacak koşullarda doğsaydım eğer böyle olmazdım, yeni biriyle tanışmak, sınırlarını öğrenmek ve sınırlarını bildirmek, anılar biriktirmek birikmiş anıları dinlemek, ara ara küfür ederek nabız ölçmek, birkaç başarısız şaka girişimde bulunmak, kümülatif ilerlemek... Her şey gözünde çok büyüyor. Kendini ispatlamak: olduğun kişi eğer çoğunluk tarafından kabul görmeyecekse olmayana ergi yöntemiyle kendini ispatlamak, olduğun kişi kabul görecekse muhtemelen ''o'' olmadığın için kabul göreceksin, insanları birleştiren başkasının kimliğinin karşısında konumlanmak, ''o'' olmadığını konstrüktif ispat yöntemiyle ispatlaman lazım: AHAHAHA O ŞÖYLEDİR BAKIN BEN HİÇ ÖYLE DEĞİLİMDİR BAKIN NASIL DA ONUNLA ALAY EDİYOR VE ONU KÜÇÜK DÜŞÜRÜYORUM.


Bunları istemedim hayattan, bunlar beni yoruyor. Dünyaya insanoğlunun bir parçası değil de ne biliyim bir dişi peygamber devesi olarak gelmek istedim, çiftleşirken erkeğinin kafasını kemiren bir dişi peygamber devesi, kimsenin varlığıyla var olmayan, kimsenin yokluğuyla harap olmayan, kimseye kendini ispat yükümlülüğü hissetmeyen, erkeğine bile bağlanmayan işi bitince ortadan kaldıran, hayatta hiçbir şeye ve hiç kimseye eyvallahı olmayan bir dişi peygamber devesi, şu muazzamlığa bakar mısınız, belki de Tanrı dişi peygamber devesidir, göremiyoruz diye gökyüzüne bakarak dua ediyoruz ama aslında yeşil ağaç yapraklarının arasında kamufle olduğu için göremiyoruz onu, ama ben tanrı olmak istemiyorum, tanrı da var olmak için insanlara ihtiyaç duyuyor ki bizi yaratmış, birçok emare tanrılığı işaret etse de dişi peygamber devesinin tanrı olmadığına inandıracağım zihnimi ve zihnime mesire alanlarında piknik yapanların sepetinden sürpriz yaparak çıkıp ortalığı birbirine katması için bir fırsat tanıyacağım, belki böylelikle yataktan kafamı kaldırırım ve kafamın içindeki uyuşma bir dişi peygamber devesi aracılığıyla erkeğinin kafasının içine bırakılır.


Yeniden dönerim insanların arasına hiçbir ispat yükü hissetmem, derin bir siktir çekerim tepkinizle ilgilenmem, şaka yaparım isterseniz gülmeyin bence komik, sizinle tanışmam, nereli olduğunuz inanın zerre beni ilgilendirmiyor dünya vatanım, ,insanlık milletim, siz de bana kendinizi anlatmayın rica ediyorum izin verin sadece gülelim, merak etmeyin kafanızı kemirmeyeceğim öyle biri değilim, tanısanız sevmezsiniz ama inanın umrumda olmaz, bir niğde gazozu alın şurdan, hesap kitap işine beni sokmayın, şimdi bir şarkı açacağım eski ben olsam beğenecek misiniz diye gözünüzün içine bakar tepkilerinizi ölçerdim ama inanın sikimde değil, sadece ben seviyorum o kadar, teşekkürler, tekrar teşekkürler, SAĞOLUN! ÇOK SAĞOLUN! SİZİ SEVİYORUM!












25 Mayıs 2015 Pazartesi

Burayı kullanmayı artık biliyorum ama ben aslına bakarsanız birçok şey biliyorum. annenin omnipotensini kıramamış solipsist çocuğa yönelik frustrasyonlarının psikanalizdeki yerini, ayastefanos'taki Rus abidesinin yıkılışının türk sinemasının ilk bilinen filmi olduğunu ve mevzubahis abidenin 93 harbi esnasında ruslar tarafından yeşilköyde yapıldığını, kibritin çakmaktan sonra icat edildiği gibi manasızlıkları da biliyorum tüm bu bilinirlikler arasında bir bilinirlik daha kar olarak görünmüyor benim için.

SOYKAN KASİYERİ VE ALMAN EKSPRESYONİZMİ ÜZERİNE
Evdeki kesif kokuya bakılırsa annem geçen seneden kalan kurutulmuş biberlere dair yaptığı bunlarda kurtlanacak ziyan olacak içerikli konuşmasının ardından gerekli tedbirleri almak üzere dolma yapma hazırlıklarına girişmişti, bu baskül ailesinin fidanı kıvamındaki beni oldukça memnun etmekle birlikte evde yoğurt bulunmaması durumunda bakkala gitme görev ve sorumluluğumun da devreye girmesine sebebiyet verebilecek olması nedeniyle risk arz etmekteydi. 

Tek kurtuluş yolum ders çalışma bahanesine sığınmak üzere odama yönelerek asit jazz, synthpop, chill-out, barok, pagan folk, indie, teke zortlatması gibi geniş bir yelpazede seyreden müziklerimin ritmine kendimi kaptırmaya hazırlanıyordum ama derse sığınma bahanemi 2014 lyssinde suistimal etmem nedeniyle bu sefer yöntemim başarılı olmadı ve kendimi soykana gitmek üzere alt eşofmanımı dolapta ararken buldum

Soykan anneannemlerin kepsuttaki traktör tekeri ve hamur kabartma tozunu aynı reyonda pazarlamaya sunan mahalle esnafı düzenindeki mağaza planlamasıyla beni dönülmez bir girdaba sürüklüyordu ki girdabın arasında AOÇ 1.5 kilo kaymaksız yoğurt bana elini uzattı.

Kasanın önünde 12,85 kuruş gelen hesabı için bozuk paraları tek tek çıkarıp ''BU KAÇ PARA'' diye soran yaşlı, arkadaki müşterilerin sabırsızlanmasına sebebiyet veriyordu, bense tüm sakinliğimle ortamı topraklamaya çalışıyordum. O büyük tartışmada elimdeki yoğurdun son kullanma tarihini uzun uzun izleyeceğimi biliyorum, zihnimi toplumsal hayatın stresi ve uygar insanın huzursuzluğu nedeniyle aniden patlak veren tartışmalardan uzak tutmak için toplu taşımalarda plakalara, marketlerde son kullanma tarihlerine sığınırım ve zihnime mental aritmetik yaptırarak yetenek sizsiniz yarı finaline çıkarırım. 05.06.2015 TARTIŞMA BİTTİ. Kasa sırası bana geldi, kasiyer kadın yine ısrarla kasa önü indiriminden yararlanıp şampuan almamı teklif etti, annem almış diye reddettim, kesin ben satmışımdır dedi, gülümsedim evet, mutlaka dedim, müdür yenisini getirecek çok sattım dedi, çok ilginç hayatını kasa önünde şıvarzkov marka şampuan satmaya adıyor ve bu adanmışlığı için takdir bekliyor, onun sayesinde doğada bir plastik şişe daha 10.000 yıl yok olmayacak ve paraben nedeniyle biri daha kanser olacak ama o suratıma bakarak kocaman gülümsüyor ve ekliyor ''YENİSİ GELECEK''. Bu beyhude çabalarından haz duymasına mı yoksa devasa bir toksik atık pazarlamacısı olmasına mı sinirlenmeliyim bilmiyorum inanın. 05.06.2015 çıkıyorum.

Sofradayız anneannem dolmayı eliyle yiyor halbuki elle yemeye çok da müsait bir yiyecek değil kendisi de fark etti ikide bir parmağına bulaşan yağları yalıyor ama bir kere elle yemeye başladığı için çatala dönmeye cesaret edemiyor, insan bir kere önizlenim yaratmaya görsün ondan dönemez. Önizlenimleri öndeyiler izler ve bir bakmışsınız hiç olmadığınız birine dönmüş elinizle dolma yiyorsunuz. Anneanneme bakıyorum, dün anneannemin arkadaşı şükran öldü bu onun ölen 8. Arkadaşı olması nedeniyle çabuk atlatmışa benziyor, telefonda başka bir ölme ihtimali yüksek arkadaşıyla konuşurken ''Şükran öldü işte, bizde ölecez arkamızda öldü işte diyecekler demekki'' demesini hatırlıyorum, yaşlı ölümünün olağan ve yüksek metanetle karşılandığı bir dünya için fazla yaşlı, ''allah sıralı ölüm versin'' cümlesindeki sıra onda, o ölecek ve kimse kendi hayatını sorgulamayacak, genç ölümünün ardından ''Hayatta yapacakları vardı ve yapamadan öldü, peki ya benim yapacaklarım?'' iç sorgusu asla yaşanmayacak, evden ağıt sesleri yükselmeyecek, bazıları helvanın şekerini az, bazıları çok bulacak BİR HELVA BİLE ONDAN DAHA ÜZERİNE DÜŞÜNÜLESİ OLACAK. Bunlara katlanamıyorum, o herhangi bir yaşlı değil, o ölürse deliricem ''13 Numaranın kızı delirmiş, Tüm kutsal kitapları yırtmış, zeburu bile artık nereden bulduysa..'' diyecekler ve onlara ben hatırlatacağım ölümü ama ölerek değil yaşamdan kendi özgür irademle vazgeçerek, ölmedi ama genç yaşında delirttiler kızcağızı diyecekler KEŞKE ÖLSE DAHA İYİ diyecekler, efsaneler uyduracaklar 
-O hiç konuşmaz mı?
+Konuşmaz sevdiği oğlan askerden dönsün diye şafak sayarken çocuk bölük komutanıyla kaçmış.
Bu fısıldaşmalarınıza içimden duvar yumruklayarak gülecem ama suratımı bir matem havasına bürüyeceğim.

VE BEN KOŞACAĞIM SÜREKLİ KOŞACAĞIM NEDEN KOŞUYORSUN DİYENLERE ÖLÜMDEN KAÇIYORUM MORGLA YOĞUN BAKIM ARASINI HIZLICA GEÇİYORUM BİLİYORSUNUZ HASTANELERDE ÇOK YAKIN YAPIYORLAR HİÇ HASTANEYE GİTTİNİZ Mİ diye bağıracağım koştuğum için sadece ölümden kaçıyorum kısmını duyacaklar, iyice ürperecekler. kasadan bir şıvarzkof kapacağım bu sefer annem değil ben alacağım, müdüre selamımı söyleyin bunların hepsini aldım yenilerini getirsin! GETİRSİN ONLARI DA ALAYIM! ZEBUR DA BOZULMAMIŞ BU ARADA BİR AÇIP BAKANI YOKMUŞ SADECE MÜDÜRÜM!













18 Mayıs 2015 Pazartesi

Ben burayı kullanmayı bilmiyorum ama ben aslına bakarsanız birçok şeyi bilmiyorum mesela sfenopalatin ganglionöralji mekanizmasının nasıl işlediğini, hipokampusumuzun nasıl hafızamızı depoladığını, 12 Nisan 1961de Yuri Gagarin'i uzaya taşıyan Vostok 1'in iniş motorlarının nasıl ateşlendiğini de bilmiyorum tüm bu bilinmezlikler arasında bir bilinmez daha yük olmuyor benim için.

BİRÇOK KERE YAŞAMADIM BİRKAÇ KERE DE ÖLMEDİM

Bugün mutsuz insanlar olması nedeniyle en metanetli ifademi takınarak ilerlediğim hastane koridorlarında araladığım kapının ardını şen kahkahalarla çınlattım ve dönüşte yoğun bakım servisiyle morg arasındaki mesafenin azlığına kısa bir süre gözüm takıldıktan sonra prostattan muzdarip bir yaşlıya cross attım, bir an önce hastane atmosferinden ayrılmak için adımlarım arasındaki mesafeyi morgla-yoğun bakım arasındaki mesafeden daha uzun kılmaya çalışıyordum, zihnimin bana oynadığı bu küçük oyununu bozmadım adeta koltuk tepesinde gezmesinde bir beis görmediğim misafir çocuğuna annem yokken ilişmediğim gibi çizgilere basmama obsesyonu adı altında ölümden kaçışını büyük bir olgunlukla izledim.

Yerleşkede yayalara öncelik olduğuna dair tabelaya geldiğim zaman zihnim ölüm düşüncesinin müphemiyetinin verdiği tedirginlikten sıyrılıp hayata sıkı sıkı tutunan bir soru yöneltti: DOLMUŞ MU? OTOBÜS MÜ? ona seçenekler buysa tekila ve tuz rica edeceğim dedim, güldü, nasılda hayata geri döndü değil mi, gülüyor falan bu zihin gerçekten ilginç biri. Ve sonunda eldeki verileri değerlendirdiğinde dolmuşa daha yakın mesafeden binmem ve eve daha kısa sürede varmam nedeniyle dolmuşu avantajlı bir seçenek olarak onayladı ve hasta ziyareti dönüşü ekstra temkinli olması nedeniyle üst geçiti tercih etti.

Zihin kadar ilginç olan başka bir şey varsa o da bilinmeyen dolmuşların tabelasını okumak, karapürçeke giden dolmuş var mesela ''Lan karapürçek sakaryanın ilçesi değil mi burdan nasıl dolmuş kalkıyor?'' diye düşündürüyor insanı, sonra seyranbağları var hiç görmedim ama birisi ''Ya şu gimatın orası'' diyecek ve ben ''Aaa oraya mı seyranbağları diyorlarmış'' diye lokasyonunu zihnimde oturtacağım gibi bir his var. Sonunda şose geldi bilmediğim bir yerden dolmuşa bindiğim için önce kapının kulbuna asılarak ''Şose değil mi?'' diye şoföre onaylattım, oturacak yer var-az hırıltı yapan servis tipi dolmuş değmeyin keyfime derken biraz sonra sefer saatleri nedeniyle kavgaya tutuşacak olan iki dolmuşçunun arasında kalacağımı bilmiyordum ve ben tam yerime oturmuşken bir anda homofobik/mizojinist eril söylemin hüküm sürdüğü bir kavga peyda oldu. --Bu küfürleri buraya yazarak bu güzide 2 kişilik çekirdek kadro -ki biri benim- tarafından okunacak yazımı kirletecek değilim. -- Kavgaya ''LÜTFEN ERİL SÖYLEMİNİZLE KADINLARI METALAŞTIRMAYI BIRAKIN VE MUHABBETİNİZİ SİKTİRMEYİN'' şeklinde müdahil olmak istedim, ''bakın ingilizcede tamamen cinsiyetten bağımsız bir 'fuck' varken bizde eril kimlikle özdeşleşen bir 'sikmek' fiili var ve bu fiil patriyarşinin tahakkümüne kalacak değil'' diye de devamında açıklama yapmayı düşündüm fakat olaylar o kadar hızlı gelişti ki bizim minibüsçü çoktan fiziksel saldırıya uğramış ve sefer saati konusundaki ihlalin kendisinden kaynaklandığını kabullenmiş bir şekilde aracı durdurmuştu.

Dikiz aynasından suratına baktım, pencere tarafındaki yanağı kızarmış ve iz çıkmıştı, kendi kendine ''Ben osmangaziyim la sana ne zararım var'' diye söylenmeyi ise elden bırakmıyordu, bir tokatta ben atmamak için kendimi zor tuttum, ''Şose demedin mi aq çocuğu ne osmangazisi, osmangazi eskişehirde üniversite oraya da mı sefer koydunuz.'' diye pencere tarafının tam tersindeki yanağını ufak ufak tokatlayacaktım, ama neyseki öfke kontrolümü sağlayabildim ve bella and sebastian- get me away from here I'm dying açarak zihnimi ortamdan uzaklaştırıp belediye parkında salıncakta salladım.

Beni özgür bırakmak için bir şarkı çal diyor şarkıda
Ölümden adımlarımın mesafesini arttırarak kaçabiliyorum ama yaşama adımlarımın mesafesini kısaltarak ulaşamıyorum.

Bazı eski hikayeleri canlandıracağım, bana benzeyen bir çocukla ilgili diyor şarkıda
Adımlarımı ne kısa ne uzun tutuyorum ama ölümle yaşama eşit uzaklıkta olamıyorum

Kuşkusuz seni öldürebilirdim ama seni bu kelimelerle ağlatmayı tercih ettim diyor şarkıda.
Kuşkusuz beni öldürebilirdiniz ama beni adım hesabıyla hayatta kalabileceğime inandırıp sonrasında hayatımın her kademesinde büyük bir yabancılaşmayla başbaşa bırakmayı tercih ettiniz.

Sonlarda hep ağlardım ben diyor şarkıda
Osmangazi olduğu için zararı olmayan dayı usul usul ağlıyor ben de adımlarımı ayarlayamıyorum ve sonunda ağlayarak koşmaya başlıyorum bir de bu yöntemi deneyeceğim belki bu yöntemle birçok kere yaşarım ve sadece bir kez ölürüm.




13 Mayıs 2015 Çarşamba

Burayı kullanmayı bilmiyorum, birçok başarısızlıklarla ve pişmanlıklarla dolu geçmişim var buraya dair ama oğuz atayın da dediği gibi kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- blog açmaktan başka çare kalmıyor.

Geçmişte maxi single olarak yayınladığım yazımı genişletip 13 şarkılık bir albüm haline getirmeye karar verdim, tanıtımını bu hafta çağla şikelle alişanın programı her şey dahilde türbanlı dj fatma civelek kitleyi coşturduktan sonra sesli bir şekilde okuyarak gerçekleştireceğim ama ondan önce dijital platformda yayınlama kararı aldım ve işte karşınızdayım:


UMARSIZ,MÜŞTEMİLAT,OMNİ POTENS


Bu sabah bunaltıcı düşlerimden salonunda 6lı lale şeklinde avize olan bir evin, kişisel yaşam alanını bakugan ve araba şeklinde yatakla kaplamış 8 yaşındaki berat isimli çocuğu olarak uyandım.

Üzerimde turuncu bakuganlı tişörtüm ve dikiş yerinden içindeki karpuzlu plastik top görünen mikasa topumla mahallemin sokaklarını hunharca arşınlarken aklımda ''ben berat olarak uyandıysam, hangi ilkokul 2. sınıf öğrencisi ben olarak uyandı?'' sorusu vardı. Cebime baktım eski alışkanlıklarımdan kurtulamayıp mangodan aldığım zımbalı rockn roll stili cüzdanımla dışarı çıkmıştım, cüzdanımda eski günlerime ait idefixte oruç aruoba, ibnü'l-Arabi, emma goldman gibi yazarlarla donatılmış ekberilikten anarşizme geniş bir yelpazede seyreden kitap listem için biriktirdiğim 100 türk lirası mevcuttu, ama şimdi bunların hiçbiri semantik hafızamda yer etmiyordu, 100 liramın hepsini buz parmak, futbolcu çıkartması ve kızkaçırana yatırmaktan ibaret bir donanıma sahiptim.
zımbalı cüzdanım.

Mahalle bakkalının önündeki ekmek kasalarını dikkatli dikkatli incelerken bunları düşündüm ve bu düşüncelerden sıyrılıp buz parmağı aldıktan sonra açık bırakacağımın kesin olduğu algida dolabına yöneldim, gözlerimle dolabın içindeki magnum bademli gibi pahalı markaları hızlıca geçiştirmeye çalışırken dolabın çiziklerle dolu camındaki aksimle yüzleştim, kafamı üçe vurdurmuştum ve bebekliğimde sürekli düz yatırıldığım için kafam yamuk yumuktu, kafama hızlıca vurdum elim acıdı. tahmin ettiğim gibi ben kafasına vurulursa kafası değil insanın elini acıtan tam teşekküllü bir ilkokulluya dönüşmüştüm. bakkal para üstü olarak sakız vermedi, iki yüz bin verdi, o zaman anladım ben benim dönemimin sekiz yaşı değilim, ben odasında arabalı yatak olan bir 2015 çocuğunun sekiz yaşıyım.

Bunu sindirmem çok daha zor oldu, 2015 model bir 8 yaş berat şu an ben, benim onu bulmam lazım ama şu an odamın duvarına spidermanli defter çıkarması yapıştırdığım için annemden azar yiyorum, annem çamaşır suyu kokuyor ve adı şerife, allahım en büyük ideali frapan döşemesine yeni bir varaklı kase eklemek ve en büyük yıkımı yemek takımının bozulması olan bu kadın bana niçin tehditler savuruyor? ben onun çocuğu değilim ama bunu kendime bile anlatamıyorum ve hunharca oraya buraya spiderman defter etiketi yapıştırıp, buzparmak tüketiyorum. Buradan herkese sesleniyorum çevrenizdeki 8 yaşındaki beratlara dikkat edin, berat olmayanlara da dikkat edin belki de barbie bebeğin kafasını keçeli kalemle boyayan bir elifsuya da hapsolmuş olabilirim bu büyük bir karmaşa ve tüm çocuklar şüpheli, ben orada bir yerde hapse düştüm, hiçbir yerde ben olarak varolamıyorum, o gördüğünüz kişi ben değilim. Bana biraz olsun merhamet edin ama acımayın, acımak büyüklenmektir çocuğu çocuk dünyasında yıkmayın, beni ve çocuğu kurtarın.
--------------------------------------------------
Bu yazıyı kaleme almamın üzerinden 26 gün 52 dakika 33 saniye geçti, beni ve beratı başkalarının merhametinin özgür kılamayacağını anlamamın üzerinden ise 18 yıl+26 gün 52 dakika 33 saniye. 

Ben yani sen olan ben şu an benim üniversitemin kantinindesin, ben de senin ilkokulunun kantinindeyim ve bugün seni özgür kılmak için elimden geleni yapıyorum. Annen şerife evden çıkmadan önce dondurma mevsimi gelmediğini yersen boğazının şişeceğini ve senle uğraşamayacağını falan söyledi ama şu an tahmin et ne yapıyorum: BUZ PARMAĞIN ÇIKINTIDAKİ BAŞ PARMAĞINI EMİKLİYORUM, hayatında yapmak istediğin ve yapamadığın ne varsa hepsini yapmanı sağlayacağım ve senin ruhunu özgürlüğe kavuşturacağım berat, şu buz parmak bitsin bir sonraki durağım akranlarına göre daha gürbüz olmasından cesaret alıp sana zorbalık yapan çocuğu stratejik derinliğimle çevresindeki dalkavukları manipüle ederek dövdürtmek olacak. Ardından eve gideceğiz kötü bir haberim var şerife sana banyo yaptıracak, iyi bir haberim var banyodan sonra sokağa çıkma yasağını deleceğim ve olabilecek en tozlu,çamurlu yerlerde deli gibi tepineceğim özellikle kulak arkalarımı kirleteceğim ve gömlek manşetlerimi lekeleyeceğim, bugün matematik ödevini yapmak yerine bakugan seyredeceğim ve kalemimin arkasını kemireceğim.
BUZ PARMAK

Senin ise şu an hukuk fakültesi A blok dış kantininde nasıl bir keşmekeş ve müphemiyet içerisinde bocaladığını biliyorum berat ama ben hayatımızı geri kazanmak için elimden geleni yapıyorum, aynı çabayı senden de bekliyorum. Muhtemelen şu an kpss dersanesi reklamlı kağıt bardaklarda çay-kahve tüketen insanlara anlam veremiyor, çilekli kidonu şişirip sıkarak belki son bir yudum kalmıştır umudunu yüreğinde yeşertmeye çalışıyorsun ve kulaklığımdan dinlediğin synthpop-electronic altyapılı şarkının yükselme yerinin gelişini gerginlikle bekliyorsun http://www.yourepeat.com/watch/?v=MdSB_PcBW3k&start_at=167&end_at=200 

Dev arkadaş grupları var, masaya vurarak gülen çok eğlenen dev arkadaş grubu, ak parti-hdp işbirliği konuşan politik dev arkadaş grubu, ''YA CANSUDAN BEN DE BEKLEMİYORDUM'' içerikli konuşmalarla kadın-erkek ilişkilerini before sunset/sunrise ekseninde masaya yatırdığını sanan dev arkadaş grubu, herkesin telefonla oynadığı az samimi dev arkadaş grubu ama ortak paydada dev arkadaş grubu ve bir köşede çilekli kido ve sen ve ben...
Kidoyu son bir kez sıkımla, dibinde hiç kalmadığından emin olduğuna göre kalk o masadan berat, emin adımlarla ilerle, otur şimdi.. YOK YA ORAYA DEĞİL ORDAN KALK Bİ YANA OTUR. ''Ben..'' de... Yok yok şey de...
Ben
Aslında... 

onu da deme

şunu de..

Dur biraz soluklan berat, sakin ol sen ben değilsin sen beni ve bizi özgür kılmakla yükümlüsün bunu unutma ve benim frustrasyonlara tabi ola ola adım atmaya cesaret edemeyecek hale gelmiş doğamı kır İŞTE BAŞLIYORUZ:

''Ben.. Ben mutlak arzuların kontrolünden sıyrılıp yasakları bilinçli olarak göğüsleme ve kabullenme halini yaşatarak kendimi özgür kılabilmek adına irademin kontrolünü yitirmeme sebebiyet verecek her durumdan kaçındım, hiçbir kötü alışkanlık edinmedim,daima irademi dinç tuttum ama mutlak tahakküm amacıyla çıktığım yolda kontrolü yitirme korkum kontrolünü yitirdi, ya olması gereken,istenilen ve sınırlandırılan olamazsam endişesiyle hiç 'var olamadım', düzgün ve makul ortak paydasında buluşan kimlikler edindim ve sonunda ortalama, ne iyi ne kötü olması ve tesirsizliği sebebiyle 'iyi' olarak nitelendirilen birine dönüştüm. Meselelere kayıtsızlıktan,nötralize ve heyecanını yitirmiş bir ruha sahip olmaktan korkarken kayıtsızlık objesinin ta kendisi oldum, ben bugün sizlerin ve onların ve benim ve senin aklını uygulamaktan vazgeçiyorum ve aynısı için seni de davet ediyorum, sizlerin ve onların ve benim ve senin aklı bizi delirtiyor, bilinçdışı hazlarımızı yok saymak adına oturup birbirimize akasyalardan, otlardan, bahar gibi gençliklerden mi söz edeceğiz, akasya görsek bu akasyadır diyemeyeceğimiz bir fotosentetik canlıyken onla mı özdeşleştireceğiz en derin hazlarımızı, lütfen yakalım tüm kitapları, silelim tüm süslü betimlemeleri, yıkalım tahayyül ettirme adı altında hayal gücümüzü baskılayan meseleleri ve tüm insanlıktan geriye tek bir cümle bırakalım: 'HEPİMİZ KAFASININ İÇİNDE BİRBİRİNİN BOĞAZINI KESMEYİ YA DA BİRBİRİYLE SEVİŞMEYİ DÜŞÜNEN CANLILARDAN BAŞKA ŞEYLER DEĞİLİZ, TÜM BİTKİ TÜRLERİNDE AKASYALAR DAHİL.''' 

suratına bakan insanlar biraz affalladı belli ki sen de afalladın kusura bakma hala fişten yazı okuduğunu hesaba katmamışım berat, şimdi biraz soluklan giderek volümü yükselen bir konuşma akabinde yerdeki bir noktaya sabit bakarak soluklanman ideal olacaktır diye düşünüyorum

Şimdi başını kaldır o tanımadığın insanların tek tek gözlerinin içine bak ''Ben akasyalardan bir taç yaptım. Beyrutta iç savaşın izlerini taşıyan sokaklardan ışıltılı caddelere açılırken kulağımı kurşun deliklerinden birine dayadım ve orada seninle birlikte fairuz dinledim ve 'sınırlandırılmışlık bizi özgür kılacak' yazdım avucuna... Şimdi sana soruyorum ben ve sen şu an özgür müyüz?''






Kabul edin bu selamımı, ey denizler, evler
ve eski denizlerin yeni yüzü çöller...