Bir sabah bunaltıcı düşlerimden tarayıcı anasayfaları mynet, paylaşımları ikinci el araba piyasası olan, vatkalı ceketlerinin içine sığdırılmış birçok sıfatları ve pek az vasıflarıyla mevzuat kadar bile değişiklik gösterememiş memurlarla dolu bir servisin içinde uyanıyorum ve bunaltıcı gerçekliğime giriş yapıyorum.
Bir memur mesleki deformasyonu olarak sanki bir işinizi halletmek istemişsiniz de o işi yapmamak için sizi başınızdan kovuyormuş gibi bir ses tonuyla '' İnşallah motora girmemiştir de tekerden çıkıp ölmüştür.' 'diyor biri, öteki de bu temennisine katılıyor. Tam bu esnada iki memurun temennisini de boşa çıkararak ölmediğini belli edecek şekilde bağırıyor servisin altındaki kedi. Yüzleri ekşiyor memurların, ölmemiş kedi kamu görevlisinin hakaret adlettiği şekliyle kamu görevlisine ''iş çıkarıyor'', oysa ne vardı doğru şekilde ölmeyerek devletin malına zarar veren bu kedi doğru şekliyle tekerden çıkıverse.. Şimdi işleri yoksa çanak okeye ara verip mynette motor tamiri videosu araması yapmaları gerekecek.
Kedi bağırdıkça memurlar daha yüksek sesle ikinci el araba piyasası konuşmaya başlıyorlar. Kedi bağırdıkça ben küçülüyorum, küçüldükçe küçülüyorum. Saat 9 oluyor kedi bağırıyor, saat 5 oluyor kedi bağırıyor ama mesai saatleri dışında hiçbir işlem gerçekleştirilemeyeceği için kedinin sesini duyan olmuyor. Ben küçülüyorum, karanlık bir servis köşesine sıkışıyorum, bağırmak istiyorum kedi gibi ama bağırmak ya da bir kedinin hakkını talep etmek 657 kanununda neye tekabül eder emin olamadığım için sadece küçülüyorum. Küçüldükçe küçülmenin herhangi bir yaptırımı olmuyor. Sonra bir gün kedi susuyor. Ben de küçülmeyi bırakıyorum artık. İnsan her şeye alışıyor. Kabın şeklini alamıyor belki ama kaba sığana kadar kendini kırıp döküp küçültüyor.
Küçüldükçe içimden ve dışımdan uzaklaşıyorum, artık boşlukta hacim kaplamıyorum boşluğun ta kendisi oluyorum. Aklımda uzun soluklu mücadeleler, yanı başımda vatkalı ceketle alçak masada yazı yazma mücadelesi; yüreğimde sonsuz devinimler, gerçeğimde 9-5 arası akışlar; düşüncemde engin denizler, dilimde lütfen musluğu açık bırakmayınız uyarısı. Özgürüm özgür olmasına, kendi yaşamımı yönetememek konusunda özgürüm sonuna kadar. Artık küçük adamlara dinle deme değil küçük adamları dinleme zamanı. Alışır insan her şeye alışır, kedi ölüsü üzerinde gitmeye de alışır, bir gün kapana kısılırsa sesini duyuramayan o kedi olmaya da alışır. Hayat öyle ya da böyle devam eder. Sen sadece, küçük adamlara dinle deme dönemi yerini küçük adamları dinleme dönemine bıraktığı gibi dinle denilen küçük adam olma dönemi de gelmesin diye kendine her zaman bir memur değil bir kedi olduğunu hatırlatmayı unutma VE ASLA TARAYICI ANASAYFANI MYNET YAPMA.
''İçimdeki uzaklığı, aklımdaki acıyı, gözlerimdeki menevişi korumak için, boylarını ve ağırlıklarını masalarıyla ölçen küçük adamları küçük odalarda bırakıp çıktım. Evrak dolaplarının kilitlerini kırmak, imza cetvelleriyle kıyafet genelgesinin dışına çıkarmak için yıllarca uğraştım da, başlarını kaldırdıklarında bir avuç mavilik görecek bir ufuk açamadım günlerine. Hepsinin de gülüşü resmi bir mühür kadar soğuk ve kişiliksizdi. Sesleri, karalama için kullandıkları sarı saman kâğıtlara benziyordu. Aynı iç çekişlerden gelip aynı açık yenilgiye gittiklerinden, aralarındaki ayrımı sözlerinden çıkarmanın olanağı yoktu. Giysileriyse, geri çekildikleri çarşılardan başka bir ipucu vermiyordu gerçeklerine ilişkin. Ne bir aşk nişanı gövdelerinde, ne eşiklerinin dışında bir dünya telaşı; küçücük bir mavi leke yoktu bakışlarında. Aynı fıkraya yüzüncü kez de anlatılsa aynı coşkuyla gülecek kadar yoksuldular. En büyük maceraları mahalle kahvesinde bir çay içmek, başkalarının yalnızlığıyla çoğalmak için bir komşu ziyaretiydi, iyice bunaldıklarında cesaret edebildikleri. Uzun bir ölümün ustasıydı hepsi de. Kendi yazları geçince, çocuklarına tutunarak güzde ve kışta bir yer ediniyorlardı.'' ŞÜKRÜ ERBAŞ