CECİ N'EST PAS UNE ŞİİR (2014 yılında kaleme aldığım eşsiz şiirim)
İndirimli aktarma huzuruydu arayışım
0.35 kuruş bakiyeyi tam paraya çeviremedim
Ben doğmadan önce ölü doğmuş bir kardeşim
O doğsa bana ihtiyaç duyulmaz imiş
Onun hayatıyla aktarma yapıvermişim
Ama 35 kuruş kalmış hesabımda
Ne yapsam tam paraya çevrilir
Refakatçi, 65 yaş, serbest 1
İndirimli aktarma, yetersiz bakiye, tam kart
Ölü doğanın kartıyla ikinciye bastım
Bir tam bir öğrenci bir siyasetçi bir fransız bir Suriyeli bir temel aldı
35 kuruş açıkta kaldı
Ha bu arada leyla zananın vekillik de yandı
Girdiğim mekandan insanlar
Buraları da ayılar bastı diyip kalktı
35 kuruş canımı bundan daha çok sıktı
Ne desem bilemiyorum
Hayatından aktarma yapıp
Yetersiz bakiyeden daha yetersiz kıldığım
Başta kardeşim olmak üzere
Herkesten özür diliyorum
4 Nisan 2018 Çarşamba
Signorina Montagna'nın Avrupa'nın Sikindirik Bir Şehrinin Bağımsız Film Festivalinde ''Belirli Bir Bakış'' Ödülü Alacak Kalitedeki Yaşam Öyküsündeki Kromajlı Pırpır da Neyin Nesi?
Mart ayının son haftası, bu mevsimde akdeniz ikliminde gocukla gezmek kutsal yaratıcının biz insanlara bahşettiği kainatın düzenini sorgulamak ve dolayısıyla Allah'ın varlığına ve birliğine şirk koşmak manası taşır diye düşünerekten montsuz geldiğim ayrılsak da beraberiz tadındaki güzide ülke İspanya'nın ''Teoman'' kısmında (Berna kısmı için bkz:Barcelona) Allah'ın siktir ettiği bir kasabanın tren istasyonunda ayazda kalmış bekçi taşağı gibi büzüşerek tek başıma bekliyorum.
Yola çıkmadan önce Gaudi parkı görürüm efenime söyleyeyim tapas mapas bişiler yerim, Madrid'e gider picassolanırım etc. gibisine yaptığım planlarımın arasına''Afedersiniz, afedersiniz!'' diye ittire ittire sızıveriyor Seville'ye bir saat mesafedeki Lora Del Rio adlı bu kasaba ve ansızın kendimi üç amcalı, dört halalı, dokuz kuzenli, anneanneli, dedeli dev bir ispanyol aileye Tarhana çorbası yaparken buluyorum. Ailedeki herkes suratıma ispanyolca bağıra bağıra bir şeyler diyor, arada bir kişi çevirmenlik yapıyor, çevirmen kız anneanneye yardıma gidince ben Türkçe onlar İspanyolca konuşa konuşa anlaşmaya başlıyoruz.
Dil bir sembol, ne konuştuğumuzla değil o sembolü neyle ilişkilendirdiğimizle anlam kazanıyor. Biz de bir şekilde her insanda inherently var olan bağlantıyı yaratıveriyoruz, sözcüklere tapan, sözcüksüz yaşayamayıp ölürleeer diyebileceğimiz ''civilized human'' dünyasının kalıplarından sıyrılarak bütün saadetleri mümkün kılıyor ve Lora del Rio'nun ünlü boğalarından, Türkiyedeki tutuklu gazetecilere uzanan bir skalada türlü çeşit muhabbet ediyoruz.
Amca'nın biri boğa hayranı, açıp açıp kırık ekranlı telefonundan boğa fotoları gösteriyor, boynuz işareti yapıyor ''Big! Big!'' diyor, aynen diyorum aynen, helal olsun.
Amca'nın biri dur dur bak sen sen diye, Tom Jones'un Delilah şarkısını açıyor. Bunlardan hangini benim adım sanmış ola ki, Tom mu, Jones mu, Delilah mı diye ekrana bakıyorum, tüm ihtimaller olası gözüküyor. Gülümsüyorum aynen dayı diyorum aynen, güzel benzetme helal olsun.
Amca'nın biri, bizim kasabada iki zenci var birini ufakken Senegal'den evlat edinmişlerdi geçen Senagal'e gitmiş burda çok zenci var ben yapamam diye dönmüş şeklinde serin bir hikaye anlatıyor, güzelce gülüyorum Joder diyorum.
Ortamın bitirimi bir amca var kasabanın dini geleneklerinden bahsediyor, her sene kasabanın koruyucusu azizenin heykelini 12 km dağa taşıyoruz ama bir yandan da içiyoruz, sonra bir kutlamamız daha var nehirden geçiriyoruz heykeli etc. onda da içiyoruz, sonra paskalya var İÇİYORUZ , din min hikaye bize içmek olsuna bağlıyor hikayenin sonunu, aynen diyorum bizce de çok doğru bir tespit bu.
Halanın biri sofrada bir şey uzatmamı istiyor ''Thanks'' diyor yapıştırıyorum ''De Nada''yı aile mest oluyor, sonra bokunu çıkarıyorum gün boyu de nada, gracias diye diye geziyorum ama her seferinde aynı coşkuyla karşılanıyorum.
Bitirim Amca diyor ki ''Dikkat et italyanlar kalbini kırmasın.'' italyanlara gelene kadar sizden olanlar kırdı kalbimi amcacım diyorum.
Anneanne döne döne misafire tuvaleti gösterdiniz mi, misafire tuvaleti gösterdiniz mi diye soruyor. Meğer İspanya'da misafir gelince ilk iş tuvaletin yeri gösterilirmiş, güzel, incelikli, düşünceli, skatolojik ama sen merak etme deyzeeem sizin arka taraf full çayır, zora düşersem kendim çözerim diyorum.
Sonra ailenin delikanlılarından biri geliyor, masanın bir ucundayım eremiyorum elimi uzatıyorum, tüm aile gülüyor. Bitirim amca ''Bir kadın bana elini uzatsa intihar ederdim loolz.'' diyor
Meğer İspanya'da selamlaşırken el uzatmak 'çirkinsin' demenin bir başka yoluymuş. Abdestim kaçmasın diye el uzattım, kusura bakmıyorsunuz değil mi diyorum.
Akşam oluyor kasabanın gençlerinin takıldığı çay bahçesi tadında plastik sandalyeli bir mekana gidiyoruz, liseli kızlar ingilizce pratiği yapmak için etrafımı sarıyor, Justin Bieber'ı biliyor musun gibi sorularla gerçekleştiriyorlar pratiklerini, instadan yarı çıplak justin fotoları açıp ''HANDSOME'' diye bağırıyorlar suratıma suratıma ''Don't abandon yourselves with Justin, girls! he can die because of drug addiction in soon time'' diyorum. Anlamıyorlar. Sonra harala gürele yağmur bastırınca evlere dağılıyoruz.
Küçük kasaba feministi arkadaşımla uzun uzadısıya konuşuyoruz, kasabanın justin hayranı genç kızlarına Simon de Beauvoir kitapları armağan ediyor, değişime yürekten inanıyor. Devrimi Lora Del Rio'nun fıskiyeli meydanında başlatma yeminleri ediyoruz karşılıklı, hafif chill müzikler eşliğinde dans ediyoruz, dans edemeyecekse bu devrimi Allah kahır sıfatıyla kahreylesin diyoruz, yorgun düşüyoruz ama sanılmasın ki pes ediyoruz sadece sızıyoruz hafiften.
Ertesi gün oluyor, bir garanticilik yöntemi olarak son trenden bir öncekine aldığım bileti son bilete erteliyorum, hayatımı düşük bütçeli arthouse Türk filmine çeviren bu kasabada bir-iki saat daha geçirmek istiyorum. Bir tanıdığın barına gidiyoruz, telefondan flamenko ve basket videosu izlettiriyor tanıdık döne döne bana, geldim geleli tüm kasabalı telefondan bir şey izlettiğinden reflekse dönüyor kasabalı videosu izlemek bende. ''Bir sene İspanya basketbolda tüm takımları yenip şampiyon oldu, bir tek Türkiye'yi yenemedi, o zamandan beri ''El Turco'' diye bağırırız maçlarda birbirimizi gaza getirmek için diyor.''
''Bak şimdi diyor.'' barın içine doğru ''Uno! Dos! Tres!'' diye bağırıyor. Bardaki herkes ''EL TURCO!'' diye slogan atıyor ve avrupa'nın sikindirik bir şehrinin bağımsız film festivalinde ''belirli bir bakış'' ödülü alacak kalitedeki yolculuğum tüm kasabalının bu son sözleri eşliğinde sona eriyor.
Son trene biniyorum, kafamı cama yaslıyorum, bilinirin istikametinde bir başka bilinmeze doğru yol alırken Lora Del Rio uzaklaştıkça uzaklaşıyor benden. Amcanın hikayesindeki Senegalliyi düşünüyorum, Bu sefer Senegalliye gülmüyorum Senagalliye yürekten hak veriyorum. Senegal'de çok zenci var, Senegal'de yaşanmaz.
Yola çıkmadan önce Gaudi parkı görürüm efenime söyleyeyim tapas mapas bişiler yerim, Madrid'e gider picassolanırım etc. gibisine yaptığım planlarımın arasına''Afedersiniz, afedersiniz!'' diye ittire ittire sızıveriyor Seville'ye bir saat mesafedeki Lora Del Rio adlı bu kasaba ve ansızın kendimi üç amcalı, dört halalı, dokuz kuzenli, anneanneli, dedeli dev bir ispanyol aileye Tarhana çorbası yaparken buluyorum. Ailedeki herkes suratıma ispanyolca bağıra bağıra bir şeyler diyor, arada bir kişi çevirmenlik yapıyor, çevirmen kız anneanneye yardıma gidince ben Türkçe onlar İspanyolca konuşa konuşa anlaşmaya başlıyoruz.
Dil bir sembol, ne konuştuğumuzla değil o sembolü neyle ilişkilendirdiğimizle anlam kazanıyor. Biz de bir şekilde her insanda inherently var olan bağlantıyı yaratıveriyoruz, sözcüklere tapan, sözcüksüz yaşayamayıp ölürleeer diyebileceğimiz ''civilized human'' dünyasının kalıplarından sıyrılarak bütün saadetleri mümkün kılıyor ve Lora del Rio'nun ünlü boğalarından, Türkiyedeki tutuklu gazetecilere uzanan bir skalada türlü çeşit muhabbet ediyoruz.
Amca'nın biri boğa hayranı, açıp açıp kırık ekranlı telefonundan boğa fotoları gösteriyor, boynuz işareti yapıyor ''Big! Big!'' diyor, aynen diyorum aynen, helal olsun.
Amca'nın biri dur dur bak sen sen diye, Tom Jones'un Delilah şarkısını açıyor. Bunlardan hangini benim adım sanmış ola ki, Tom mu, Jones mu, Delilah mı diye ekrana bakıyorum, tüm ihtimaller olası gözüküyor. Gülümsüyorum aynen dayı diyorum aynen, güzel benzetme helal olsun.
Amca'nın biri, bizim kasabada iki zenci var birini ufakken Senegal'den evlat edinmişlerdi geçen Senagal'e gitmiş burda çok zenci var ben yapamam diye dönmüş şeklinde serin bir hikaye anlatıyor, güzelce gülüyorum Joder diyorum.
Ortamın bitirimi bir amca var kasabanın dini geleneklerinden bahsediyor, her sene kasabanın koruyucusu azizenin heykelini 12 km dağa taşıyoruz ama bir yandan da içiyoruz, sonra bir kutlamamız daha var nehirden geçiriyoruz heykeli etc. onda da içiyoruz, sonra paskalya var İÇİYORUZ , din min hikaye bize içmek olsuna bağlıyor hikayenin sonunu, aynen diyorum bizce de çok doğru bir tespit bu.
Halanın biri sofrada bir şey uzatmamı istiyor ''Thanks'' diyor yapıştırıyorum ''De Nada''yı aile mest oluyor, sonra bokunu çıkarıyorum gün boyu de nada, gracias diye diye geziyorum ama her seferinde aynı coşkuyla karşılanıyorum.
Bitirim Amca diyor ki ''Dikkat et italyanlar kalbini kırmasın.'' italyanlara gelene kadar sizden olanlar kırdı kalbimi amcacım diyorum.
Anneanne döne döne misafire tuvaleti gösterdiniz mi, misafire tuvaleti gösterdiniz mi diye soruyor. Meğer İspanya'da misafir gelince ilk iş tuvaletin yeri gösterilirmiş, güzel, incelikli, düşünceli, skatolojik ama sen merak etme deyzeeem sizin arka taraf full çayır, zora düşersem kendim çözerim diyorum.
Sonra ailenin delikanlılarından biri geliyor, masanın bir ucundayım eremiyorum elimi uzatıyorum, tüm aile gülüyor. Bitirim amca ''Bir kadın bana elini uzatsa intihar ederdim loolz.'' diyor
Meğer İspanya'da selamlaşırken el uzatmak 'çirkinsin' demenin bir başka yoluymuş. Abdestim kaçmasın diye el uzattım, kusura bakmıyorsunuz değil mi diyorum.
Akşam oluyor kasabanın gençlerinin takıldığı çay bahçesi tadında plastik sandalyeli bir mekana gidiyoruz, liseli kızlar ingilizce pratiği yapmak için etrafımı sarıyor, Justin Bieber'ı biliyor musun gibi sorularla gerçekleştiriyorlar pratiklerini, instadan yarı çıplak justin fotoları açıp ''HANDSOME'' diye bağırıyorlar suratıma suratıma ''Don't abandon yourselves with Justin, girls! he can die because of drug addiction in soon time'' diyorum. Anlamıyorlar. Sonra harala gürele yağmur bastırınca evlere dağılıyoruz.
Küçük kasaba feministi arkadaşımla uzun uzadısıya konuşuyoruz, kasabanın justin hayranı genç kızlarına Simon de Beauvoir kitapları armağan ediyor, değişime yürekten inanıyor. Devrimi Lora Del Rio'nun fıskiyeli meydanında başlatma yeminleri ediyoruz karşılıklı, hafif chill müzikler eşliğinde dans ediyoruz, dans edemeyecekse bu devrimi Allah kahır sıfatıyla kahreylesin diyoruz, yorgun düşüyoruz ama sanılmasın ki pes ediyoruz sadece sızıyoruz hafiften.
Ertesi gün oluyor, bir garanticilik yöntemi olarak son trenden bir öncekine aldığım bileti son bilete erteliyorum, hayatımı düşük bütçeli arthouse Türk filmine çeviren bu kasabada bir-iki saat daha geçirmek istiyorum. Bir tanıdığın barına gidiyoruz, telefondan flamenko ve basket videosu izlettiriyor tanıdık döne döne bana, geldim geleli tüm kasabalı telefondan bir şey izlettiğinden reflekse dönüyor kasabalı videosu izlemek bende. ''Bir sene İspanya basketbolda tüm takımları yenip şampiyon oldu, bir tek Türkiye'yi yenemedi, o zamandan beri ''El Turco'' diye bağırırız maçlarda birbirimizi gaza getirmek için diyor.''
''Bak şimdi diyor.'' barın içine doğru ''Uno! Dos! Tres!'' diye bağırıyor. Bardaki herkes ''EL TURCO!'' diye slogan atıyor ve avrupa'nın sikindirik bir şehrinin bağımsız film festivalinde ''belirli bir bakış'' ödülü alacak kalitedeki yolculuğum tüm kasabalının bu son sözleri eşliğinde sona eriyor.
Son trene biniyorum, kafamı cama yaslıyorum, bilinirin istikametinde bir başka bilinmeze doğru yol alırken Lora Del Rio uzaklaştıkça uzaklaşıyor benden. Amcanın hikayesindeki Senegalliyi düşünüyorum, Bu sefer Senegalliye gülmüyorum Senagalliye yürekten hak veriyorum. Senegal'de çok zenci var, Senegal'de yaşanmaz.
![]() |
| Anneanne hala rahat değil, tuvaletin yeri gösterilmedi |
![]() |
| Fıskiyeli kasaba meydanı, belediye çalışıyor. |
![]() |
| Yağmur yağacak ya da yağıyor ya da yağmış, başka bir opsiyon yoooq |
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


