11 Mart 2018 Pazar

Çok Oldu

Kendimi bildim bileli Ankaralı olan ben, İtalya'nın alabildiğine canlı şehirleri içerisinde toplu taşıma derdiyle karalar bağladığımda anladım ki ben Ankara'da doğup büyümemişim (Bu bir söz sanatı değil zira Ankara'da doğmadım.) ama Ankara bende doğmuş ve doğduğu günkü stabilligini koruyan bir şehir olduğundan büyümemiş, içimde bir yerlerde öylesine yer edinmiş ki beni yürüyen bir Ankaraya çevirmiş.

Bu nedenle şehirlerin insan hayatına ödipal bir etkisi olduğunu ilk elden gözlemlemiş biri olarak Bologna'dan Barselona'ya freudiyen bir şekilde yaklaşıyorum. Low cost ryanair iki de bir loto oynatmaya çalışıp dikkatimi dağıtmasa atmosfere tam gireceğim ama rahat vermiyor, hay sikiyim ver ordan bir kazı kazan da hayatımın kırılma anlarından birinde rahat ver bana diyorum, elime tutuşturulan kazı kazana bakınırken Akdeniz'in berrak mavi suları seçilmeye başlıyor, iç anadolu ikliminden olabildiğince uzak olduğumuzun göstergesi medeniyet timsali tek çenekliler sınıfının arecaceae familyasına üye palmiyeler ufukta beliriyor.

Ve işte onun şehrindeyim.

Bu şehirde doğdu, bu şehirde konuştu, bu şehirde mutlu oldu, bu şehirde mutsuz oldu, umuyorum ki bu şehirde dayak da yedi, bu şehirde koştu, bu şehirde ayağı bir taşa takıldı, bu şehirde karşıdan karşıya geçti, bu şehirde Eric Rohmer izledi, bu şehirde inditex grubu alışverişinin keyfine vardı, bu şehirde ayakkabısı ayağına vurdu, bu şehirde en aşağı 5-6 kere grip oldu, bu şehirde bağımsız olalım mı olmayalım mı diye tartıştı, bu şehirden uçağa binip benim şehrime geldi, bu şehirde sevdi, bu şehirde sevildi, bu şehirden vazgeçti, bu şehirden öyle bir vazgeçti ki kendini Ankara'da buldu.

Ve işte o şehirdeyim.

Onun doğduğu sokaktan geçeceğim, onun konuştuğu caddelerde onla onsuz konuşacağım, onun mutlu olduğu bir caddede ben de gülümseyeceğim, onun önerisiyle gittiğim yerlerde tek başıma ama birlikte onla aynı şeylerden etkileneceğim, inditex grubu alışveriş keyfine birlikte varacağım, onun ayağının takıldığı taşa bir tekme savuracağım, katalonyanın bağımsızlığını savunacağım, mandalina alacağım ki bir tane daha grip yaşamayalım malum mevsim geçişleri.. ve öyle bir an gelecek ki onun bu şehirden vazgeçtiği gibi ben de ondan vazgeçeceğim. Ve unutacağım onu.

Zira unutmak insanoğluna bahşedilmiş en nadide kifayet. Düşünsenize unutamadığımızı kafamızın içi  trigonometri ters dönüşüm formülleri, popstar abidin şarkıları, survivor 2005 kadrosu, 23 nisan temalı şiirler, periyodik cetvel alkali metaller, varsağı hece düzeni ve ölülerin yası ve aşk acısıyla dolu olurdu.

O yüzden unutmak ki en yakışandır bize. Ve şayet kendine değer vermeyi hatırlatıyorsa sana bu unutkanlık, haydi kutla bu demans senin!

(Benim gibi basit ve literally goygoycu bir insanın başına böyle şeyler geleceğine inanmazdım (barselonada aşk acılı blog yazmak gibisine şeyler) bu arada uçaktaki kazı kazandan nah çıktı, kafam çok dağınık aklıma geldikçe bu parantez içine random eklemeler yapacağım, dönüşte param kalırsa ryanairdeki gucci bloomu alayım diyorum yani o koku haşa Allah'ın varlığını bile unutturduydu onu hayda hayda unutturur gibisine ama bakalım, okumaya devam ediyor musunuz hala devam ediyorsanız bob ross'un 27 nisan 1991 kayıtlı çalışmasındaki sohbetini yazıya aktaracağım burdan sonrasında...)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder